20. yüzyılda evrimciler ilk canlı hücrenin yeryüzünde nasıl oluştuğu sorusuna cevap aramaya başladılar. Bu konuda ilk çalışması olan kişi Rus biyolog Alexander I. Oparin'di ve "kimyasal evrim" modelini ortaya attı. Oparin, yaptığı çalışmalardan hiçbir sonuç alamadı ve en sonunda "Maalesef hücrenin kökeni, evrim teorisinin tümünü içine alan en karanlık noktayı oluşturmaktadır" diyerek itirafta bulundu. 63
Oparin'den sonra birçok evrimci sayısız deney yaparak hücrenin rastlantılar sonucunda oluştuğunu ispat etmeye çalıştılar, ancak her birinin çalışması başarısızlıkla sonuçlandı. Bu başarısız denemelerden en çok itibar görerek destekleneni, 1953 yılında Amerikalı araştırmacı Stanley Miller tarafından yapılan Miller deneyidir.
Stanley Miller, Oparin'in kimyasal evrim modeline uygun bir düzenek hazırladı. İlkel atmosferde olduğunu varsaydığı metan (CH4), amonyak (NH3), su buharı (H20) ve hidrojen (H2) gazlarının karışımını elektrik donanımı ihtiva eden bir tüpe koydu. Miller, canlı yaşamdan önceki atmosfer gazları üzerinde ultraviyole ışığının etkisini oluşturmak üzere hazırladığı deney tüpüne yüksek elek-trik voltajı gönderdi. Daha sonra bu gaz karışımını bir hafta boyunca 100 derecede kaynattı, bir yandan da karışıma elektrik akımı vermeye devam etti. Bu süre sonunda yaşam için gerekli olan 20 çeşit amino asitten 3 tanesinin sentezlendiğini gördü. Hemen oluşan bu molekülleri "Soğuk Tuzak" adlı mekanizma ile deney ortamından ayırdı. Benzer koşullar altında yapılan diğer deneylerde de birkaç farklı amino asit elde edildi.
Miller'in sözde ilkel koşullar altında yaptığı bu deneyi evrimciler arasında büyük sevinç yaratmıştı. Bu büyük sevinçle deney çok önemli bir başarı gibi lanse edildi. Bu deneyin sonunda başarı elde edilmesi evrimciler açısından çok önemliydi. Çünkü bu deney, Oparin'in senaryosunda önemli bir adım olan ilkel dünyada basit atmosferik gazlardan biyolojik yapı taşlarının üretiminin mümkün olduğunu göstererek, Oparin'in kimyasal evrim teorisine deneysel destek sağlayacaktı. Bunun öneminin farkında olan bazı çevreler de kendilerince deneye destek vermeye çalıştılar. Örneğin ünlü astronom Carl Sagan bu deneyi "yaşamın uzaydan gelebileceğini gösteren en önemli adım olarak nitelendirmiştir. 64 Miller'in deney sonuçlarına Time dergisi gibi kamu yayınlarında ve ders kitaplarında geniş yer verilmeye başlandı. Miller'in deneyinden alınan destekle kimyasal evrimden hareket edip hayatın kökenini gösteren hayali evrim şemaları da vakit kaybetmeden ders kitaplarında yerini aldı. Hatta o dönemde "neovitalizm" olarak bilinen maddenin kalıtımsal olarak kendi kendini oluşturma gücüne sahip olduğuna dair inanç da bu deney sayesinde canlanma imkanı buldu. 65
Fakat kimyasal evrim teorisinin kurucusu Oparin'in düşünceleriyle yola çıkan Miller'in deneyi, içerdiği önyargılardan dolayı bilimsel gerçeklerden uzak birçok husus içeriyordu. Çünkü deney, Oparin'in kafasında tasarladığı kimyasal evrim teorisini ispatlamak için gereken uygun düzeneklere göre hazırlanmış, bilimsel gerçeklerden uzak bir atmosfer ortamında evrimin geçerliliğini ispatlamaya çalışılmıştı. Amino asitleri üretmek amacıyla kullandığı düzenek dünyanın ilk zamanlarındaki atmosfer şartlarıyla hiçbir şekilde uyuşmuyordu. Bunun yanısıra doğal ortamdan uzak sadece amino asit üretimi için düşünülmüş birçok taraflı mekanizma içeriyordu. Bu deneye bilimsel gerçekler doğrultusunda bakıldığında bu önyargılı düzenekler açıkça görülebilir.
MİLLER DENEYİNDEKİ GERÇEK DIŞI DÜZENEKLER:
Deney yapıldıktan bir süre sonra, Miller'in ilkel dünya koşullarında amino asitlerin kendi kendilerine oluşabileceklerini kanıtlamak amacıyla yaptığı deneyin birçok yönden bilimsel gerçeklere uymadığı anlaşılmıştır. Bu deneyin bilimsel olarak geçersiz olduğunu gösteren noktaları ele alındığında amacın bilimsellik olmadığı kolayca görülecektir.
1. Miller'in düzeneğindeki "ilkel atmosfer" gerçekleri yansıtmıyordu. İlkel atmosferin sahip olduğu koşullar amino asitlerin ve yaşam için gerekli olan diğer yapı taşlarının oluşumuna kesinlikle izin vermez.
Oparin kimyasal evrim teorisin ortaya attığında, ilkel dünya atmosferinin şu andakinden çok farklı olduğunu ileri sürdü. 66 Stanley Miller de Oparin'in 1936'da kitabına aldığı bu ilkel atmosfer varsayımlarını kullanarak Kimyasal Evrim teorisine dayanak oluşturmak istedi. Bu yüzden Oparin'in öngördüğü gibi Miller, ilkel atmosferdeki amino asit üretimini taklit ederken dünyanın atmosferinin metan(CH4), amonyak(NH3) ve hidrojenden(H2) meydana geldiğini varsaydı. Ayrıca bunun yanısıra dünya atmosferinin serbest oksijen ihtiva etmediğini de ileri sürdü. Miller'in deneyini izleyen yıllarda yeni jeokimyasal kanıtlar ve bunlar doğrultusunda yapılan deneyler Oparin ve Miller'in yapmış olduğu tahminlerin doğru olmadığını açıkça ortaya çıkardı. Aksine elde edilen bütün deliller güçlü bir şekilde ilk atmosferde hüküm süren doğal gazların karbondioksit, nitrojen ve su buharı olduğunu, metan, amonyak ve hidrojen olmadığını gösteriyordu. Dünya atmosferi hakkındaki bu bilgi Miller ve benzeri deneylerin yanlış bir atmosfer düzeneği üzerine kurulduğunu gösterdi.
Fakat Miller bu gazları zaten özel olarak kullanmıştı. Çalışmasının amacı Oparin'in 1924 yılında ortaya attığı kimyasal evrim senaryosunu deneysel olarak ispatlamaktı. Bu yüzden Miller, deneyinin parametrelerini hazırlarken Oparin zamanında bilinen ilkel atmosfer ölçülerine göre hazırlamıştı. Amaç canlılık öncesi dünyanın atmosferini oluşturmak değil, amino asitlerin oluşması için gerekli olan atmosferi oluşturmaktı aslında. Science dergisinden Richard Kerr'in ifade ettiği gibi son 30 yılda toplanan jeolojik ve jeokimyasal kanıtların hiçbiri Miller'in kullandığı ilkel atmosfer koşullarını desteklemedi. 67 İlkel atmosfer koşullarının varlığını doğru kabul etmeye devam etmenin tek nedeninin kimyasal evrim teorisinin buna ihtiyaç duyması olduğu anlaşıldı. Çünkü Oparin ve Miller varsaydıkları ilkel atmosfer şartları amino asitlerin oluşabilmesi için gereken en uygun şartlardı. Normal şartlarda kimyasal olarak doğal bir atmosferde atmosferik gazlar arasında reaksiyonlar meydana gelmez. Reaksiyonlar meydana gelse bile bu reaksiyonlar da biyolojik yapı taşlarını meydana getirebilecek düzeyde olmazlar. Nötr bir atmosferde biyolojik yapı taşlarını oluşturmaya çalışmak yağ ile suyun ya da iki cansız kimyasalın reaksiyona girmesini beklemek gibi bir şeydir.
Evrimciler yıllarca ilkel atmosfer şartlarında, cansız maddelerin tesadüfen proteinleri oluşturduğunu ispatlamaya çalıştılar. Ancak bugün proteinlerin tesadüfen oluşamayacakları bilinen bir gerçektir.
Stanley Miller'ın ve onunkine benzeyen diğer deneylerde varsayılan ilkel koşullar gerçekte ilk atmosferde mevcut olmadığı için bu deneyler hayatın kökeni hakkında hiçbir bilimsel temel oluşturmazlar. Bağımsız jeokimya çalışmaları ilk atmosferde amino asitlerin oluşumuna izin vermeyecek olan kimyasal koşulların üstün geldiğini kanıtladığına göre Miller'ın deneyinin hiçbir şeyin oluşumunu temsil etmediği anlaşılır. İşte bu nedenle, laboratuardaki bu tür deneyler kimyasal evrimin gerçekleşmesinin imkansız olduğunu göstermekle kalmaz, yaşayan sistemlerin dizaynında kaçınılmaz olarak akıl sahibi bir Yaratıcı'nın varolduğunu ispatlar.
2. Amino asitlerin oluştuğu öne sürülen dönemde, atmosferde amino asitlerin tümünü parçalayacak kadar yoğunlukta oksijen bulunuyordu.
Bir dizi jeokimyasal çalışma bitki yaşamından önce bile önemli miktarda serbest oksijenin, volkanik gazların açığa çıkması ve su buharlaşmasındaki fotodisasyon nedeniyle mevcut olduğunu gösterdi. Yaşları 3.5 milyar yıl olarak hesaplanan taşlardaki okside olmuş demir ve uranyum birikintileri atmosferde oksijen olduğunu gösteriyordu. 68 Bütün bu bulgulardan oksijen miktarının, bu dönemde evrimcilerin iddia ettikleri gibi az miktarda olmadığı, aksine iddia ettikleri miktarının çok üstünde olduğu görüldü. Araştırmalar o dönemde dünya yüzeyinde evrimcilerin tahminlerinden 10 bin kat daha fazla ultraviyole ışını ulaştığını gösterdi. Bu yoğun ultraviyolenin atmosferdeki su buharı ve karbondioksidi ayrıştırarak oksijen ortaya çıkarması kaçınılmazdı.
Miller'in gözardı ettiği bu gerçek, oksijen dikkate alınmadan yapılmış olan Miller deneyini tamamen geçersiz kılıyordu. Eğer deneyde oksijen kullanılsaydı, metan; karbondioksit ve suya, amonyak ise azot ve suya dönüşecekti. Diğer taraftan, oksijenin bulunmadığı bir ortamda -henüz ozon tabakası var olmadığından- ultraviyole ışınlarına doğrudan maruz kalacak olan amino asitlerin hemen parçalanacakları da açıktı. Sonuçta ilkel dünyada oksijenin varolması da, olmaması da amino asitler için yok edici bir ortam demekti.
3. Miller, deneyinde "Soğuk Tuzak" adlı bir mekanizma kullanarak amino asitleri oluştukları anda ortamdan izole etmişti.
Bir an Stanley Miller'ın kullandığı ilkel gazların ilkel atmosferdeki koşullara tamamen benzediğini varsayalım. Peki o şartlar altında deneyinin sonucu gerçekten kimyasal evrimi destekler miydi? Hayır. Miller, deneylerinde amino asitler ve nükleik asit bazları gibi biyolojik yapı taşları olan moleküllerin yanısıra biyolojik olmayan maddeler de üretti. İnsan müdahelesi olmadığı takdirde bu biyolojik olmayan maddeler elde edilmiş olan diğer yararlı maddelerle reaksiyona girecekler ve sonuçta biyolojik olarak hiçbir anlam ifade etmeyen kimyasal bileşikleri oluşturacaklardı. Bu oluşumu engellemek ve kimyasal evrim teorisini bir trajedi ile sonuçlandırmamak için amino asitleri bozan ya da onları biyolojik olmayan bileşenlere çeviren bu kimyasalları ortamdan ayırdılar. Bunun için Stanley Miller deneyinde amino asitleri oluşur oluşmaz hemen diğer oluşan maddelerin ve ortamdaki diğer şartların zararlı etkilerden korumak için "Soğuk Tuzak" (cold trap) adlı bir mekanizma kullanmıştır. Çünkü aksi takdirde amino asitleri oluşturan ortam koşulları, bu molekülleri oluşmalarından hemen sonra imha edecekti.
Halbuki ilkel dünya koşullarında elbette Soğuk Tuzak gibi bilinçli düzenekler yoktu. Ve bu mekanizma olmadan herhangi bir çeşit amino asit elde edilse bile, bu moleküller aynı ortamda hemen parçalanacaktı. Kimyager Richard Bliss'in ifade ettiği gibi: "Bu Soğuk Tuzak mekanizması olmasa, kimyasal ürünler elektrik kaynağı tarafından yok olacaktı." 69
Nitekim Miller, soğuk tuzak yerleştirmeden yaptığı daha önceki deneylerde tek bir amino asit bile elde edememişti.
Gerçekte Miller deneyiyle evrimin, "canlılığın bilinçsiz tesadüfler sonucu ortaya çıktığı" şeklindeki iddiası da çürümüştür. Çünkü deney, amino asitlerin ancak tüm koşulları özel olarak ayarlanmış bir laboratuvar ortamında, bilinçli müdahalelerle elde edilebileceğini göstermektedir.
Miller deneyi, Türkiye'deki bazı kaynaklarda hala önemli bir bilimsel bulgu gibi gösterilse de, aslında evrimci otoriteler tarafından terk edilmiş durumdadır. Son yıllarda Batılı bilim dergilerinde deneyin hayatın kökenini açıklamak yönünden bir anlam ifade etmediği belirtilmektedir. Örneğin 1998'in Şubat ayında yayınlanan ünlü evrimci bilim dergisi Earth'deki "Yaşamın Potası" başlıklı makalede şu ifadeler yer alır:
Bugün Miller'ın senaryosu şüphelerle karşılanmaktadır. Bir nedeni, jeologların ilkel atmosferin başlıca karbondioksit ve azottan oluştuğunu kabul etmeleri. Bu gazlar ise 1953'teki deneyde (Miller deneyinde) kullanılanlardan çok daha az aktifler. Kaldı ki, Miller'ın farzettiği atmosfer var olmuş olabilseydi bile, amino asitler gibi basit molekülleri çok daha karmaşık bileşiklere, proteinler gibi polimerlere dönüştürecek gerekli kimyasal değişimler nasıl oluşabilirdi ki? Miller'ın kendisi bile, problemin bu noktasında ellerini ileri uzatıp, "bu bir sorun" diyerek şiddetle iç çekmekte, "polimerleri nasıl yapacaksınız? Bu o kadar kolay değil..." 70
Görüldüğü gibi, Miller'ın kendisi dahi bugün deneyinin, yaşamın kökenini açıklama adına bir anlam ifade etmediğinin farkındadır. National Geographic'in Mart 1998 sayısındaki, "Yeryüzündeki Yaşamın Kökeni" başlıklı makalede ise, konuyla ilgili şu satırlara yer verilir:
Pek çok bilim adamı bugün, ilkel atmosferin Miller'ın öne sürdüğünden farklı olduğunu tahmin ediyor. İlkel atmosferin, hidrojen, metan ve amonyaktan çok, karbondioksit ve azottan oluştuğunu düşünüyorlar. Bu ise kimyacılar için kötü haber! Karbondioksit ve azotu tepkimeye soktuklarında elde edilen organik bileşikler oldukça değersiz miktarlarda. Koca bir yüzme havuzuna atılan bir damla gıda renklendiricisiyle aynı oranda bir yoğunlukta... 71Bilim adamları, bu derece seyrek çözeltideki bir çorbada hayatın ortaya çıkmasını hayal etmeyi bile güç buluyor .
Kısacası ne Miller Deneyi ne de bir başka evrimci çaba, yeryüzünde hayatın nasıl oluştuğu sorusunu cevaplayamamaktadır. Tüm araştırmalar, hayatın rastlantılarla ortaya çıkmasının imkansızlığını ortaya koymakta ve böylece hayatın yaratılmış olduğunu göstermektedir. Evrimcilerin bu açık gerçeği kabul etmemeleri ise, bilime tamamen aykırı birtakım önyargılara sahip olmalarından kaynaklanır. Nitekim Miller Deneyi'ni öğrencisi Stanley Miller ile birlikte organize eden Harold Urey, bu konuda şu itirafı yapmıştır:
Yaşamın kökeni konusunu araştıran bizler, bu konuyu ne kadar çok incelersek inceleyelim, hayatın herhangi bir yerde evrimleşmiş olamayacak kadar kompleks olduğu sonucuna varıyoruz. (Ancak) Hepimiz bir inanç ifadesi olarak, yaşamın bu gezegenin üzerinde ölü maddeden evrimleştiğine inanıyoruz. Fakat kompleksliği o kadar büyük ki, nasıl evrimleştiğini hayal etmek bile bizim için zor. 72
referans:
63- Alexander I. Oparin, Origin of Life, (1936) NewYork, Dover Publications, 1953 (Reprint), s.196.
64- R.Shapiro, Origins (New York: Summit Books,1986) s. 99
65- K.Dose, "The Origin of Life: More Questions than Answers", Interdisciplinary Science Reviews 13 (1988):348
66- Mere Creation, Edited By William A. Dembski, Intervarsity Press, Illinois, 1998, s. 116, 119
67- Stephen C.Meyer, The Origin of Life and the Death of The Metarialism, Reprinted from the Intercollegiate Review 31,no.2, (spring 1996)
68- "New Evidence on Evolution of Early Atmosphere & Life", Bulletin of the American Meteorological Society, cilt 63, Kasım 1982, s.1328-1330
69- Richard B.Bliss & Gary. E.Parker, Origin of Life, California, 1979, s.14
70- Earth, "Life's Crucible", Şubat 1998, s. 34.
71- National Geographic, "The Rise of Life on Earth", Mart 1998, s. 68
72- W. R. Bird, The Origin of Species Revisited, Nashville: Thomas Nelson Co., 1991, s. 325
Düzenleyen metugen Düzenleme Tarihi: 06-09-2008 01:06
Life lives in the details
Yasam detaylarda gizlidir
walla hepsini okudum.Bize gecen sene bunu öğretmişlerdi okulda.Şu an bu deneyin çürütüldüğünü görüyorum.Kesinlikle benden bi küçük kardeşlerime de aynısını öğretcekler.Okul programının artık değişmesi lazım.neyse cok güzel bi anlatım bunu öğrendiğim iyi oldu.Teşekkür ederim metu gen
ben teşekkür ederim amacımız öğrenmek araştırmak ve doğru noktayı en doğru yerde koymak( virgüllere takılmadan)Life lives in the details
Yasam detaylarda gizlidir
Daha iyi bir "bilimsel" teori -hatta başka bilimsel bir teori- var mı Sayın Feveran cahilliğime veriniz bilmiyorum.
Bilimsel olmayan ancak mantıklı olarak gördüğümüz fikirler olabilir ancak bilim eksenli fikir alış verişi yapacaksak evrim teorisi muhattabımızdır.
"Bir bilimci için kendisine ve mesleğine güvensizlik getirmenin en kestirme yolunun-özellikle de gerekmediği halde-bilimin bütün sorulara yanıt verdiğini veya yakında verebileceğini,bilimsel yanıtları olmayan soruların ise soru olmadığını veya ‘uyduruk sorular’ olduğunu;bunları da ancak ahmakların sorup budalaların cevapladıklarını ilave etmektir.
Bu şekilde düşünen bilimcilerin sayısı ne olursa olsun,artık çok azının bunları açıklayacak kadar akılsız ve kaba olduğunu görerek seviniyorum.Felsefi konularda deneyimli olan kişiler şunu iyi bilirler: Dinsel inançların ‘bilimsel’ açıdan eleştirilmesi,inançların ‘bilimsel’ açıdan savunulmasından daha az yanlış değildir.Din hususundaki tartışmalarda bilimcinin bir üstünlüğü yoktur.Tabii Yaratılış’ın kusursuz planına inanmaya meyilli olan bilim adamları doğadaki düzenin yüceliğini (ondan anladıkları her ne ise ) görme konusunda sıradan insanlar göre daha şanslıdır.
Sayfa 35-36
Öyleyse bilimci gerçeği arayandır.Gerçek, ulaşmaya çalıştığı şey,yüzünün dönük olduğu yöndür.Ancak, kesinlik onun erişimi dışındadır;yanıtlamak istediği sorunların bir çoğu doğal bilim dünyası dışında kalır.Yirminci Yüzyılın en büyük bilimcilerinden Jacques Lucie Monod’nun,bu bölümün başına koyduğum sözleri,bir bilimcinin her zaman gerçekleştireceği bir tutkuyu dile getiriyor;anlamaya çalışmak".
peki pek çok yönü kanıtlanamamış olmasına rağmen kabul ediyorum evrim iyi bir bilimsel teoridir ama emin olun hiç bir zaman "gerçek" olarak kabul göremeyecektir.Zaten işte bu noktada evrim teorisine inanan insanlar ayrılacaklar.Merak ediyorum bir gün tüm gerçekler açıklandığında bu teoriyi savunan insanlar hala aynı düşüncede olacaklar mı? yinede herkes kendi düşüncesinde hür.
Life lives in the details
Yasam detaylarda gizlidir
madem bilimsel bir teori. evrimi destekleyecek kanıtlayacak ve gerçekliğe ulaştıracak bir deney gösterebilirmisiniz.
Life lives in the details
Yasam detaylarda gizlidir
Diğer başlıkta cevabı belirttim peki siz bana akıllı tasarım görüşünün "bilimsel" olduğunu söyleyebilir misiniz? Mantıklı olabilir olmayabilir kişiden kişiye göre değişir ya da değerli,değersiz oluşu,bildiğimiz tanımıyla "bilim" kelimesinin içine sokabilir misiniz akıllı tasarım görüşünü ?
"Bir bilimci için kendisine ve mesleğine güvensizlik getirmenin en kestirme yolunun-özellikle de gerekmediği halde-bilimin bütün sorulara yanıt verdiğini veya yakında verebileceğini,bilimsel yanıtları olmayan soruların ise soru olmadığını veya ‘uyduruk sorular’ olduğunu;bunları da ancak ahmakların sorup budalaların cevapladıklarını ilave etmektir.
Bu şekilde düşünen bilimcilerin sayısı ne olursa olsun,artık çok azının bunları açıklayacak kadar akılsız ve kaba olduğunu görerek seviniyorum.Felsefi konularda deneyimli olan kişiler şunu iyi bilirler: Dinsel inançların ‘bilimsel’ açıdan eleştirilmesi,inançların ‘bilimsel’ açıdan savunulmasından daha az yanlış değildir.Din hususundaki tartışmalarda bilimcinin bir üstünlüğü yoktur.Tabii Yaratılış’ın kusursuz planına inanmaya meyilli olan bilim adamları doğadaki düzenin yüceliğini (ondan anladıkları her ne ise ) görme konusunda sıradan insanlar göre daha şanslıdır.
Sayfa 35-36
Öyleyse bilimci gerçeği arayandır.Gerçek, ulaşmaya çalıştığı şey,yüzünün dönük olduğu yöndür.Ancak, kesinlik onun erişimi dışındadır;yanıtlamak istediği sorunların bir çoğu doğal bilim dünyası dışında kalır.Yirminci Yüzyılın en büyük bilimcilerinden Jacques Lucie Monod’nun,bu bölümün başına koyduğum sözleri,bir bilimcinin her zaman gerçekleştireceği bir tutkuyu dile getiriyor;anlamaya çalışmak".
sayın apoptosis, daha iyi bir bilimsel teori olsa da olmasa da olay şu, sen hiç yer çekimi teorisini yada ne bilim, bir bilgisayar teknolojisiyle ilgili teoriyi topluma empoze etmeye çalışan bi dernek, yada her ayki sayısında ayni teoriyi anlatan bi dergi gördün mü?
neden yok.. acaba..
cahillik bilgiyle olmaz, bilmeyi bilmemekle olur. yoksa benim harddiskim bi alim. neyse
tabiat risalesi adlı kitap da iyi bir muhatapdır bu konuda.
Ayrıca evrim teorisi şu an Darvin'in yazdığı kitaptakinden çok farklı hale geldi. Darvin kitabının hiç bi yerinde evrim yaratıcıdır dememiştir. Ayrıca inanmak bilmektir.
sert çıktıysam yada bilgiçlik yaptıysam affet..
akıllı tasarım teorisi madem bilimsel değil ve kanıtlanamıyor peki evrim teorisinin her noktasını teker teker çürütüyorsa siz ne düşünüyorsunuz.en azından evrimden daha mantıklı değil mi
Life lives in the details
Yasam detaylarda gizlidir
Evrim hala bir teori ve tartışılmakta... Sizin tartıştığınız konunun evrimin hangi bölümü. Ki evrim çok yönlü. Evet benim düşüncelerime göre hatalar var, ama haklı yönleride var. Sakın hakkımda bilmeden kanıya varmayın. Çünkü haklı gördüğüm yönleri bilmiyorsunuz. Bu sitede bir taraf tutan ya da evrimci (ya da değil) gibi gösterilen bir kişi olmak istemiyorum...
Ama telafi ederiz
Bilimin temeli bilgidir. Bizim sitemizin temeli de bilgidir, ama özgün bilgidir...
100 lerce evrim karşıtı site gördüm bu dikkatinizi çekmedi de aynı teorinin ufak bir derginin 2-3 sayfasında yer verilmesi mi dikkatinizi çekti ?
Saygılarımla.
Düzenleyen apoptozis Düzenleme Tarihi: 18-09-2009 07:40
"Bir bilimci için kendisine ve mesleğine güvensizlik getirmenin en kestirme yolunun-özellikle de gerekmediği halde-bilimin bütün sorulara yanıt verdiğini veya yakında verebileceğini,bilimsel yanıtları olmayan soruların ise soru olmadığını veya ‘uyduruk sorular’ olduğunu;bunları da ancak ahmakların sorup budalaların cevapladıklarını ilave etmektir.
Bu şekilde düşünen bilimcilerin sayısı ne olursa olsun,artık çok azının bunları açıklayacak kadar akılsız ve kaba olduğunu görerek seviniyorum.Felsefi konularda deneyimli olan kişiler şunu iyi bilirler: Dinsel inançların ‘bilimsel’ açıdan eleştirilmesi,inançların ‘bilimsel’ açıdan savunulmasından daha az yanlış değildir.Din hususundaki tartışmalarda bilimcinin bir üstünlüğü yoktur.Tabii Yaratılış’ın kusursuz planına inanmaya meyilli olan bilim adamları doğadaki düzenin yüceliğini (ondan anladıkları her ne ise ) görme konusunda sıradan insanlar göre daha şanslıdır.
Sayfa 35-36
Öyleyse bilimci gerçeği arayandır.Gerçek, ulaşmaya çalıştığı şey,yüzünün dönük olduğu yöndür.Ancak, kesinlik onun erişimi dışındadır;yanıtlamak istediği sorunların bir çoğu doğal bilim dünyası dışında kalır.Yirminci Yüzyılın en büyük bilimcilerinden Jacques Lucie Monod’nun,bu bölümün başına koyduğum sözleri,bir bilimcinin her zaman gerçekleştireceği bir tutkuyu dile getiriyor;anlamaya çalışmak".
Bu arada bir iddianın mantıklı olup olmaması kişiden kişiye göre değişir ama bir görüşün bilimsel olup olmadığı bellidir belki iddia ettiğiniz görüş sizce daha doyurucudur olabilir ama bu kriterler onun bilimsel olduğunu göstermez,iddianın ya da görüşün bilimsel olması için geçeceği yollar bellidir bu yollardan geçerse bilimsel olur bu kişiden kişiye değişmez bilimselliğin kriterleri herkes tarafından bilinir ve bir görüşün mantıklı olup olmaması ile ilgilenmiyorum bilimsel olup olmadığını sorguluyorum .
Saygılarımla
"Bir bilimci için kendisine ve mesleğine güvensizlik getirmenin en kestirme yolunun-özellikle de gerekmediği halde-bilimin bütün sorulara yanıt verdiğini veya yakında verebileceğini,bilimsel yanıtları olmayan soruların ise soru olmadığını veya ‘uyduruk sorular’ olduğunu;bunları da ancak ahmakların sorup budalaların cevapladıklarını ilave etmektir.
Bu şekilde düşünen bilimcilerin sayısı ne olursa olsun,artık çok azının bunları açıklayacak kadar akılsız ve kaba olduğunu görerek seviniyorum.Felsefi konularda deneyimli olan kişiler şunu iyi bilirler: Dinsel inançların ‘bilimsel’ açıdan eleştirilmesi,inançların ‘bilimsel’ açıdan savunulmasından daha az yanlış değildir.Din hususundaki tartışmalarda bilimcinin bir üstünlüğü yoktur.Tabii Yaratılış’ın kusursuz planına inanmaya meyilli olan bilim adamları doğadaki düzenin yüceliğini (ondan anladıkları her ne ise ) görme konusunda sıradan insanlar göre daha şanslıdır.
Sayfa 35-36
Öyleyse bilimci gerçeği arayandır.Gerçek, ulaşmaya çalıştığı şey,yüzünün dönük olduğu yöndür.Ancak, kesinlik onun erişimi dışındadır;yanıtlamak istediği sorunların bir çoğu doğal bilim dünyası dışında kalır.Yirminci Yüzyılın en büyük bilimcilerinden Jacques Lucie Monod’nun,bu bölümün başına koyduğum sözleri,bir bilimcinin her zaman gerçekleştireceği bir tutkuyu dile getiriyor;anlamaya çalışmak".
Bakınız... Sadece madde yönünden bakılırsa yani llahi kuvvet bir kenara konulursa, başka teori olmadığından evrim biraz haklı olarak baş gösteriyor. Tamam ama ilahi kuvveti geriye itip sadece bilimsel pozitif düşünceye yönelinirse işte bu hata olur.
Evrim teorisinde türlerin değişim gösterip başka türlere dönüşmesinden bahsediliyor. Darwinin kendi dediği gibi"Eğer ara türlerin(geçiş dönemine ait canlıların) fosilleri bulunamazsa benim teorim çürür" haklı bir açıklama idi ve onlarca yıldır bu ara fosili var göstermeye çalışan onlarca belki yüzlerce oyunlar oynandı. Ve hepsinin oyun olduğu er ya da geç ortaya çıktı. Ki evrimin bu yönden hala bir ayağı kırık sandalye konumunda olduğu bir gerçek. Bir eksik ayaklı sandalyeyi hala (Darwinin bile kabul edip, ki bahsettiğim hala kabul etmeyenler) tutmaya çalışanlar var. Nereye kadar? Sonsuza kadar... Çünkü evrimin temeli artık bilim olmaktan çıkıp ideolojiye yer bıraktı...
Darwinin bu konuda korktuğu başına geldi, ama haklı olduğu konular elbette oldu...
Bilimin temeli bilgidir. Bizim sitemizin temeli de bilgidir, ama özgün bilgidir...
Bu oyunları ortaya çıkartan da bilim oldu,bahsettiğiniz olaylar ayrıntıdır genel anlamda evrim düşüncesinden söz ediyorum ki fosillerin bulamadığını genetik bulur biyoloji inanılmaz bir hızla ilerliyor vs. demek istediğim evrimi çöpe atacaksak eğer başka bir bilimsel görüş ile atacağız bilimde evrimin yerini dolduracak bir görüş varsa eğer o da başka bir bilimsel görüştür,bilimsel olmayan görüşler elbetteki olacaktır ama bilimsel yol ile ilerlemek isteyen birisi bilimsel görüşlerin muhattabı eder kendini bilimsel çalışması içinde,ben bilimsel olmayan görüşleri de tartışırım bilimsel olmayan bir sitede bu sorun değil her vatandaşın anayasal hakkıdır görüşünü söyleyip tartışmak ama buraya giriyorsam bilimsel konulardan bahsetmeye giriyorum amacım ve konu hakkında gösterdiğim ciddiyet de bundan. Kendi inancım dahi olsa yüzlerce inanç var bunun bilimin içine sokulmasını istemiyorum o zaman kullandğımız evrensel dil olan bilim işlevini yitirir genel geçer bilim tanımı üzerinden hareket etmek istiyorum ve söz konusu sorulara bu gibi sitelerde bilimsel cevap aramak istiyorum
Saygılarımla
Düzenleyen apoptozis Düzenleme Tarihi: 18-09-2009 07:41
"Bir bilimci için kendisine ve mesleğine güvensizlik getirmenin en kestirme yolunun-özellikle de gerekmediği halde-bilimin bütün sorulara yanıt verdiğini veya yakında verebileceğini,bilimsel yanıtları olmayan soruların ise soru olmadığını veya ‘uyduruk sorular’ olduğunu;bunları da ancak ahmakların sorup budalaların cevapladıklarını ilave etmektir.
Bu şekilde düşünen bilimcilerin sayısı ne olursa olsun,artık çok azının bunları açıklayacak kadar akılsız ve kaba olduğunu görerek seviniyorum.Felsefi konularda deneyimli olan kişiler şunu iyi bilirler: Dinsel inançların ‘bilimsel’ açıdan eleştirilmesi,inançların ‘bilimsel’ açıdan savunulmasından daha az yanlış değildir.Din hususundaki tartışmalarda bilimcinin bir üstünlüğü yoktur.Tabii Yaratılış’ın kusursuz planına inanmaya meyilli olan bilim adamları doğadaki düzenin yüceliğini (ondan anladıkları her ne ise ) görme konusunda sıradan insanlar göre daha şanslıdır.
Sayfa 35-36
Öyleyse bilimci gerçeği arayandır.Gerçek, ulaşmaya çalıştığı şey,yüzünün dönük olduğu yöndür.Ancak, kesinlik onun erişimi dışındadır;yanıtlamak istediği sorunların bir çoğu doğal bilim dünyası dışında kalır.Yirminci Yüzyılın en büyük bilimcilerinden Jacques Lucie Monod’nun,bu bölümün başına koyduğum sözleri,bir bilimcinin her zaman gerçekleştireceği bir tutkuyu dile getiriyor;anlamaya çalışmak".
Ben de diyorum ki varsın burada tıkansın... Sence daha önemli dertlerimiz yok mu....? Darwin haklı ya da haksız gerçekten beni pek ilgilendirmiyor. Benim istediğim ayır edilmeden güzel gruplar oluşturarak çok daha önemli konulara el atıp derman aramak...
Arkadaşım veya arkadaşlarım hepiniz benim için çok değerlisiniz emin olun... Bu konular dediğim gibi tartışılır ama gruplaşma olmasın ileri gidilmesin. Dedim ya çok daha önemli meselelerimiz var
Bilimin temeli bilgidir. Bizim sitemizin temeli de bilgidir, ama özgün bilgidir...
Artık yabancı büyük üniversiteler bilimde mikro boyuttan,makro boyuta dönüyormuş.Doğru mu Yusuf?Hatta bunun için dünya genelinde projeler yürütüyorlarmış.Do ğru yani.
Sitenin barındırdığı tüm bilgiler özgündür. Tüm içerik istedildiği gibi kullanılabilir. Fakat kaynak göstermek kimseye birşey kaybettirmez. Lütfen bu hassasiyeti gösterelim.